çocukların inanılmaz dünyası

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÖLÇME İLE İLGİLİ BAZI TEMEL KAVRAMLARIN KAZA

3/4/2009 · Kategori: Okul oncesi _ocuk

Ölçümler, matematik değerlerini öğrenmede, kişinin sahip olduğu yeteneklere güvenmesinde, bir matematik problemini çözmesinde, matematiksel iletişimi ve matematiksel sonuç çıkarmayı öğrenmesinde önemli bir yer tutmaktadır (Liedtke 1993).

Ölçme, değişik durumlar altında çocuğun birim ölçülerinin değişmezliğine inanmasını sağlar ve matematiğin temel uygulama alanlarından biridir.

Okulöncesi  dönemdeki çocuklarda korunum kavramının gelişmemiş olması ve sezgilsel düşüncenin hakim olması nedeniyle ölçme ile ilgili kavramlarda yanılgıya düşebilmektedir. Bununla  birlikte, ölçümlerle ilgili pek çok deneyime sahiptirler. Birçoğu günün bölümlerini ve mevsimleri bilirken, bazıları da çevrelerindeki insanları gözlemleyerek kütle, uzunluk, sıcaklık ve para gibi bazı kavramları öğrenebilmektedirler (Burton 1985).

Okul öncesi dönemde çocukların çoğu sayı, ağırlık, hacim, alan ve uzunluk korunumu ile ilgili kavramları henüz kazanmamışlardır. Bu nedenle ölçüleri anlama konusunda yeterli bilgiye sahip değildirler. Ancak okulöncesinde ölçümlerin öğretilmesinde amaç çocukların standart birimlerle ölçüm yapmaları ve bir problemi çözmeleri değil, ölçme hakkında fikir sahibi olmaları, problem durumunda tahmin yapabilmeleri ve akıl yürütebilmeleridir (Burton 1985).

Ölçme kavramlarının öğretilmesi çocukların bireysel yeteneklerine, ölçme ile ilgili konuya ve öğretmenin çocuklara sunacağı çalışma fırsatlarına bağlıdır. Bazı kavramların öğretimi diğerine göre daha zor olabilir. Örneğin, uzunluk kavramını öğretmek hacim kavramını öğretmeye oranla daha kolaydır. Bu nedenle öğretmenlerin çocukların gelişimlerini iyi bilmeleri ve  acele etmemeleri gerekmektedir.  (Busbridge ve Womack 1991).

Okulöncesi eğitimde öğretmen uygun terminolojiyi kullanarak ölçümlerle ilgili etkinlikler yapabilir ve bu şekilde çocuklara nesnelerin farklı özelliklerini gösterebilir. Sınıflandırma ve karşılaştırma çalışmaları bu amaçla çok uygun olabilir;

 

-Hangileri aynı uzunlukta?

-Hangisi daha uzun?

-Hangisi daha kısa?

-Hangileri aynı ağırlıkta?

-Hangileri aynı boyda?

-Hangisi en büyük/en küçük?

-Hangisi daha ağır/daha hafif?

-Hangisi daha fazla zaman alır?

-Hangisi daha sıcak/soğuk? gibi sorulara cevap bulmak için hazırlanan aktiviteler çocuklar için çok yararlı olabilir (Liedtke 1993).

Öğretmen ölçmede  sadece standart ölçme birimlerini kullanmayıp, bildiğimiz diğer ölçümlerini de kullanabilir. Örneğin, iki kitabın boyutunu karşılaştırırken, çocukların kitapları üst üste koyup ölçmelerine veya sopa, ip, karış gibi nesneler ile kitabın boyunu ölçmelerine fırsat verebilir. Bu ikinci ölçme şekli matematikte dolaylı karşılaştırmadır. Benzer şekilde iki kabın hacmini karşılaştırmak için içlerindeki maddeyi bir kaptan bir kaba boşaltarak doğrudan karşılaştırma yapabileceği gibi, her iki kaptaki maddeyi üçüncü bir kaba boşaltarak dolaylı karşılaştırma da yapabilir. Görüldüğü gibi bu örneklerin her ikisinde de miktarı ölçmek için standart ölçü birimlerine ihtiyaç duyulmamaktadır (Busbridge ve Womack 1991).

Piaget’e göre çocukların miktar korunumunu 7-8 yaşlarında, alan korunumunu 9-10 yaşlarında, hacim korunumunu 11-12 yaşlarında  kazanabilmektedirler.

7 yaşından önce çocuklarda korunum ile ilgili kavramlar gelişmemiş olmasına rağmen, öğretmen kum ve su havuzlarında dökme-doldurma-boşaltma, blokları farklı şekillerde dizme, yemek malzemelerini ölçme gibi bazı etkinlikler ile çocuklarda korunum kavramının kazanılması için ön bilgiler ve deneyimler sağlayabilir (Burton 1985).Bu bilgiler, ilk okul yıllarında daha çok soyut işlenen korunum çalışmalarının da  temelini oluşturabilir ve çocuklar daha sonraki yıllarda anaokulundaki bu ön deneyimlerini buraya tranfer ederek kullanabilir (Nash 1984).

Öğretmen, korunum kavramlarının kazanılmasında çocuğun hazır bulunuşluluğu göz önünde bulundurulmalı ve yaşına uygun etkinlikler düzenlemelidir. Anaokulunda ölçme ile ilgili bazı temel bilgileri çocuklara kazandırmak için bir ölçme merkezi kurulabilir  ve çocuklar burada denemeler yapabilirler. Pencere kenarı veya bir köşede kurulacak merkezde; mezro, metre, plastik ölçü kapları, süt ve meyve suyu kutuları, margarin kutuları, bloklar, yumurta kutuları, farklı büyüklüklerde çiviler, çekiç ve testere, toplar, kaşıklar, kutular, farklı ağırlıklarda ağırlık kümeleri, takvim, saat, baskül gibi ölçme ile ilgili materyaller bulundurulabilir (Burton 1985).

Uzunluk Ölçülerinin Öğretimi

Piaget, mesafeyi boş bir alanı tanımlamada kullanılan bir kelime, uzunluğu ise mesafeyi tanımlamak için bazı materyallerle ölçümler yapılması olarak tanımlamıştır. Çocuğun doğrusal ölçümleri anlaması için uzunluk korunumunu ve sayı kavramını kazanmış olması gereklidir, ancak bu tek başına yeterli değildir. Bunun için çocuğun parçanın ikiye bölündüğünde toplam uzunlukta bir değişme olmadığını ayırt etmesi gerekmektedir. Genellikle  8 yaşından önce çocuklar buna ayırt edemezler (Burton 1985).

a-Uzunluk ölçüleri ile ilgili dil ve sözcükleri kullanma

Bu aşamada çocuklarla nesnelerin uzunlukları hakkında konuşarak onların “uzun, kısa, daha uzun, daha kısa, aynı” gibi uzunlukla ilgili kelimeleri öğrenmeleri ve kullanmaları sağlanabilir. Uzunluk ölçümü ile ilgili uygun terminoloji “-e kadar uzun, -den daha uzun, -den daha kısa” dır. Bunun için öğretmen sınıfta çeşitli nesnelerin uzunlukları hakkında konuşabilir ve bu amaçla çeşitli sorular sorabilir. Örneğin;

1.Fasulye torbasını ne kadar uzağa fırlatabilirsin?

2.Bugün  bitkimizin boyu kaç cm. daha uzamış?

4.Senin kaleminden daha uzun bir şey bulabilir  misin?

4.Mavi kurdeleden kısa/ uzun  altı tane şey bulabilir misin?

5.Kalemle pencerenin uzunluğunu  ölçebilir misin?

6.Ayağının uzunluğunu nasıl ölçebilirsin? gibi

Ayrıca öğretmen çocukların kendi bedenlerini kullanarak çeşitli nesnelerle karşılaştırmalar yapmaları ve uzunluk ile ilgili kelimeleri kullanarak bunları ifade etmeleri için onları cesaretlendirebilir.

b. Uzunluk ölçüleri ile ilgili karşılaştırma ve sıralama çalışmaları

Öğretmen çocuklarla çeşitli karşılaştırma çalışmaları yapabilir. Örneğin,

- Çevresindeki nesneleri karşılaştırarak uzun nesneleri bir kaba  kısa nesneleri bir kaba koymasını isteyebilir.

-Çocuktan elindeki üç nesneden en uzun (veya en kısa) olan nesneyi göstermesini isteyebilir.

-Üç nesneden başlayarak nesneleri uzunluklarına göre sıralamasını isteyebilir.

c.Standart olmayan ölçme birimlerini kullanarak ölçümler yapma

Bu aşamada sınıftaki veya bahçedeki çeşitli nesneleri ölçmek için ip, adım, karış gibi standart olmayan ölçü birimleri kullanılır. Öğretmen bu amaçla;

-Çocuklardan öncelikle düz nesneler kullanarak(masanın kenarı gibi) standart olmayan birimlerle (ip, tahta çubuk, karış gibi) bunları ölçmelerini isteyebilir.

-Daha sonra çocuklardan düz olmayan nesneleri nasıl ölçülebilecekleri konusunda tahminler yapmalarını ve alternatifler üretmelerini isteyebilir. Eğer çocuk bir alternatif üretemezse ip kullanmasını önerebilir. Örneğin, masanın üzerine tebeşir ile çizgiler çizerek, çocuktan ip ile bunları ölçmesini isteyebilir.

- Daha sonra kol, karış, adım ve parmak gibi vücudun uzuvlarını kullanarak sınıfın etrafını veya çeşitli nesneleri ölçmelerini isteyebilir.

Standart olmayan ölçü birimlerini kullanmadan önce öğretmen çocuklardan ölçecekleri mesafenin kaç karış/kaç adım geleceğini tahmin etmelerini isteyebilir ve ölçüm sonrasında onların tahminlerini kontrol edebilir. Bu amaçla öğretmen bol miktarda çalışma imkanı yaratmalıdır.

 Öğretmen çocuklara standart olmayan farklı birimler kullanıldığında neden farklı sonuçlar çıktığını sorarak onların düşüncelerini almalıdır. Onlara aynı sonuçları elde edebilmek için neler yapılması gerektiğini sormalı ve alternatifler üretmelerini sağlamalıdır. Sonra çocuklara eşit uzunlukta ip ve çubuklar vererek bunlarla ölçümler yapmalarını sağlamalıdır. Neden sonuçların aynı çıktığını ve standart olmayan ölçü birimleri ile elde edilen ölçümlerin sonuçlarının güvenilir olup olmadığını tartışmalıdır.  (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991). Daha sonra öğretmen standart ölçü birimlerini kullanarak çocuklarla bazı ölçümler yapabilir ve her durumda sonuçların aynı çıktığını gösterebilir. Böylece öğretmen ölçme için standart birimlerin kullanılması gerektiği konusunda çocuklara ön bilgiler vermiş olur

 

Alan Ölçülerinin Öğretimi

Alan, kapalı bir eğri olan yüzey miktarı olarak tanımlanır. Örneğin, bir kitabın yüzeyi kitabın alanını, bir halının yüzeyi halının alanını oluşturur. Küçük çocuklarda alan kavramı çok az gelişmiştir. Anaokulunda çocuklara alan kavramı öğretilirken küçük nesnelerle yüzeyi kaplama, dokunma ve boyama  gibi çalışmalar yapılabilir (Burton 1985).

a- Alan ölçüleri ile ilgili dil ve sözcükleri kullanma

Bu amaçla öğretmen;

-İki farklı büyüklükte yaprak alıp çocuklara göstererek hangisinin alanının daha büyük olduğunu sorabilir.(Çocuk bunu sadece yaprağın uzunluğu veya genişliği olarak algılayacaktır. Öğretmen bu tartışma sırasında “büyük alan, küçük alan, büyük yüzey, küçük yüzey “ gibi sözcükler kullanarak çocukların dikkatlerini alan kavramı üzerine çekebilir.

-Çocuklardan evdeki, okuldaki veya sokaktaki oyun alanları üzerine konuşmalarını isteyerek, alanla ilgili sözcükler kullanmalarını sağlayabilir.

-Sınıftaki nesnelerin yüzeylerini karşılaştırmalarını isteyebilir.

-Bahçe oyunlarında bahçeyi ip ile çeşitli büyüklüklerde parçalara bölerek, çocuklara hangi alanı süpürmeyi tercih edeceklerini sorabilir ve neden orayı tercih ettikleri hakkında konuşabilir

-Üç veya dört çocuktan birlikte bir sandalyeye oturmalarını isteyebilir ve bunu yapmada neden başarısız olduklarını tartışabilir.

Alan kavramını kazanmanın en iyi yollarından biri yüzeye dokunmadır. Bu nedenle öğretmen boyama etkinliğinden önce çocukların verilen resmin yüzeyine parmakları ile dokunmalarını isteyebilir ve onun yüzey büyüklüğünü hissetmelerini sağlayabilir. Çocuktan sanki boyuyormuş gibi duvarlara, sandalye ve masaya dokunmalarını isteyebilir.

Ayrıca öğretmen alan kavramı ile ilgili olarak çocuklara çeşitli sorular yöneltebilir

1.Bu örtü bu masayı örter mi?

2.Bu kağıt ile bu hediye kutusunu kaplayabilir miyiz?

3.Bu iki kitaptan veya  kumaş parçasından hangisi büyük? gibi.

b. Alan ölçüleri ile ilgili karşılaştırma ve sıralama çalışmaları

-Öğretmen sınıftan ikişer nesne seçerek çocuktan bunların alanlarını karşılaştırmalarını isteyebilir. Örneğin, halının ve masanın yüzeyini karşılaştırma gibi.

-Çocuklara gezi sırasında yaprak toplamalarını söyleyerek, gezi dönüşü bunların alanlarını karşılaştırmalarını isteyebilir.

-Masa başı faaliyetlerde farklı büyüklüklerde geometrik şekiller kesmeleri ve çocuklardan bunları alanı büyük olan şekilden küçük olan şekle doğru sıralamalarını isteyebilir. Bunun için çocuklara şekilleri birbirinin üstüne koyarak sonuca kolaylıkla ulaşabilecekleri konusunda rehberlik yapılabilir.

-Alanı birbirine eşit olan iki şekil hazırlayarak, çocuktan bunları karşılaştırmalarını isteyebilir.

-Benzer şekillerdeki üç nesneden en büyük (veya en küçük) alana sahip olan nesneyi bulmalarını isteyebilir (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991).

Hacim Ölçülerinin Öğretimi

Hacim, maddenin uzayda kapladığı  yer şeklinde tanımlanabilir (Altun 2000).

a. Hacim ölçüleri ile ilgili dil ve sözcükleri kullanma

Çocuklar bir kaptan diğerine su, kum, tohum, baklagil gibi çeşitli materyaller kullanarak dökme-boşaltma çalışmaları yapabilir ve öğretmen çeşitli sorularla çocukların bu konudaki tahminlerini alabilir. Bu etkinlikler sırasında çocuğun “dolu, boş, yarı dolu,” gibi hacimle ilgili kelimeleri kullanmaları konusunda onları cesaretlendirebilir.

-Sınıfa bir kova getirerek, kovanın hangi durumda boş, hangi durumda dolu ve hangi durumda yarı dolu olduğu tartışılabilir.

-Yarısı dolu bir şişe getirerek bu şişe dolu mu?, boş mu? diye sorular sorarak çocukların fikirleri alınabilir.

İlkokulun son dönemlerinde kazanılan hacim korunumu için anaokulu öğretmeni çocuklara çeşitli sorular sorarak, onların bu konuda ön bilgiler edinmesini sağlayabilir. Örneğin;

1.Bu kutu kaç kepçe fasulye ile dolar? Onu doldurmak için kaç kepçe fasulye koymalıyız?

2.Bu kova kaç bardak su ile dolar?

3.Bu sürahiyi dolduracak bir şişe bulabilir misiniz?

4.Bu sürahiyi üç seferde doldurmak için hangi ölçü kaplarını kullanabiliriz?

b. Hacim ölçüleri ile ilgili karşılaştırma ve sıralama çalışmaları

-Aynı boyutlarda iki şişe farklı miktarlarda su ile doldurularak,  çocuklardan hangisinde daha fazla su olduğunu söylemeleri istenebilir. Daha sonra şişelerden biri boşaltılarak dolu şişedeki su boş şişeye aktarılır. Bu işleme birkaç kez devam edilir ve çocuğun şişeler birbirine boşaltıldığında biri dolarken diğerinin boşaldığını görmesi sağlanır.

-Eşit büyüklükteki üç kaba farklı miktarlarda su konur ve hangisindeki su miktarının daha fazla olduğu tartışılır.

-Farklı şekillerdeki  iki kaba eşit miktarlarda su doldurulur ve çocuklara bunlardan hangisinde daha fazla su olduğu sorulur ve sonuçlar tartışılır.

c.Standart olmayan ölçme birimlerini kullanma

İki farklı büyüklükte kap alınır ve çocuktan öncelikle bu kapların kaçar kaşık su ile dolacağı hakkında tahminler yapmaları istenir. Daha sonra kaşıkla bu kapları su ile doldurmaları istenir ve bu şekilde çocukların kapların aldıkları su miktarını ölçmeleri sağlanır. Sonuçlar tahminlerle karşılaştırılır ve çocuklarla tartışılır (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991).

Anaokulunda bu tip deneylerde doldurma kabı olarak, plastik leğenler, margarin kutuları, kavanozlar, şişeler, bardaklar, sepetler, çantalar, torbalar, teneke kutular kullanılabilir. Doldurucu malzeme olarak ise pirinç, fasulye, bezelye, tuz, un, su, kum ve boncuk kullanılabilir. Özellikle hacim ölçümü için beslenme deneyleri en ideal deneylerdir (Burton 1985).

Kütle (Ağırlık) Ölçülerinin Öğretimi

Kütle ölçüsü çocukların en erken öğrendikleri ölçü birimlerinden biridir. Çünkü çocuklar günlük yaşamlarında ağırlık ölçümü ile ilgili olarak pek çok etkinlikle karşılaşırlar. Çocuk manavda, pazarda, markette,  hatta doktorda bile ağırlık ölçümleri ile ilgili deneyim kazanabilir (Burton 1985).

a. Kütle (Ağırlık) ölçüleri ile ilgili dil ve sözcükleri kullanma

-Çocukların değişik ağırlıklardaki nesneleri kaldırarak ağırlıklarını hissetmeleri ve “ağır, daha ağır, en ağır, hafif” gibi kelimeler kullanarak bunları ifade etmeleri sağlanabilir.

-Çocukların karşılaştırmaları için sınıftaki ağır ve hafif nesneler toplanır ve çocuklardan bu nesnelerden iki tanesini  ellerine alarak ağırlıklarını karşılaştırmaları istenebilir.

b. Kütle (Ağırlık) ölçüleri ile ilgili karşılaştırma ve sıralama çalışmaları

Küçük çocuklar genellikle büyük nesnelerin küçüklerden daha ağır olduğuna inanırlar. Bunun için öğretmen sınıfa büyük bir kutu ve bir tuğla getirir.Öncelikle  çocuklardan bunların hangisinin daha ağır olduğunu tahmin etmelerini, daha sonra bunları kaldırarak tahminlerinin doğruluğunu kontrol etmelerini isteyebilir. Öğretmen çocuklara “hangisi daha büyük?”,“hangisi daha ağır?”,“niçin bunun daha ağır olduğunu düşünüyorsun?” gibi sorular sorarak çocuklara büyük olan nesnelerin her zaman ağır olmadıklarını ayırt etmelerine yardımcı olabilir.

Ayrıca çocuklar aynı büyüklükteki nesnelerin aynı ağırlıklarda olduğunu düşünürler. Bu amaçla öğretmen aynı büyüklükte iki kutu alarak birinin içerisine kum veya başka bir malzeme doldurabilir (ya da bir tuğla ve tuğla büyüklüğünde bir kutu kullanılabilir). Daha sonra çocuktan  her bir eline bir kutu alması ve kaldırmasını isteyebilir ve ağırlıklarını hissetmelerini sağlayabilir. Genellikle sonuç çocuklar için şaşırtıcı olacaktır.

Diğer karşılaştırma çalışmalarına örnek olarak;

-Sınıfa çeşitli  ağırlıklarda nesneler getirilir ve çocuklardan ellerine alarak bunları karşılaştırmaları ve en hafif/en ağır olanını bulmaları istenebilir.

-Farklı ağırlıklardaki nesneleri karşılaştırarak en ağırdan en hafife doğru sıralamaları istenebilir.

c.Standart olmayan ölçme birimlerini kullanma

Ağırlıkla ilgili ölçümler yapılırken öncelikle çocuklardan tahminler yapmaları istenebilir. Daha sonra nesneler tartılarak tahminlerinin doğruluğu kontrol edilebilir. Öğretmen bu arada çocukların dikkatlerini, terazinin bir tarafı aşağı inerken diğer tarafının yukarı çıktığına çekebilir ve bunun nedenleri tartışılabilir.

Öğretmen çocuklarla atık malzemelerle terazi yapabilir ve ölçme çalışmalarında bu terazinin bir tarafına ölçülecek nesneyi koyarken, diğer tarafına standart olmayan ataç, jeton, bozuk para, şişe kapağı, çivi gibi nesneler koyarak tartımlar yapabilir. Daha sonra standart ölçüm birimleri ile tartım yaparak sonuçları karşılaştırabilir. (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991).

Zaman Ölçülerinin Öğretimi

Zaman ölçümü, saati okuma, söylenilen bir zaman biriminin büyüklüğünü kavrama ve okunan zaman ölçüsünün neyi anlattığını kavramayı içermektedir. Zaman bizim bilincimizin dışında ve bağımsız olarak meydana gelmekte ve zamanı algılamanın temelinde duyusal algı yatmaktadır.

Zaman hareketle bağlantılı olarak akıcılığı, tersine çevrilemez oluşu ve açık bir şeklinin olmaması yani görülemez ve duyulamaz olması nedeniyle çocuklar tarafından kazanılması zor bir kavramdır. Bu nedenle öğretmen, çocukların zamanın farkına varmaları için fırsatlar sunması gerekmektedir (Leushina 1991, Nair ve Pool 1991).

Çocuklar için “bugün” ve “yarın”, “dün”den daha fazla anlama sahiptir. Kısacası, çocuklar “an”ı kavrayabilmektedirler. Çocuklar geçmiş zamanı algılamada başarısızdırlar. Örneğin öğretmenleri ile çevre gezisine çıkıp “hemen” dönen çocuklara, gezi zamanı çok uzun gelebilir (Decker 1990).

Çocukların “dün, bugün, yarın” gibi kelimeleri anlamaları için günün dönüşüm ve akıcılığını anlamaları gerekmektedir. Eğer öğretmen bu konuda çocukları destekler ve rehberlik yaparsa 3-4 yaşındaki çocuklar bile bir günün “sabah, öğlen, akşam ve geceden” oluşan standart yapısını anlayabilir. Çocukların bu şekilde günlerin tekrarını anlamaları onların hafta, ay, mevsim ve yıl gibi diğer zaman birimlerini de anlamalarına da yardım eder. Bu amaçla öğretmen günün nasıl ertesi güne döndüğünü çeşitli etkinliklerle öğretebilir.

Zaman kavramını öğretirken öğretmen, “bazen, hiçbir zaman, her zaman, sabah, öğlen, akşam, dün, yarın, hafta, hafta sonu, ay, yıl, gün, saat, dakika, önce/sonra, ilk/son, hızlı/yavaş” gibi kavramları da öğretmelidir (Busbridge ve Womack 1991).

Okulöncesi dönemde çocuklar bir aktivitenin süresini değerlendiremeyecekleri için öğretmenin “bir dakika sessizce oturun” veya “bir dakika bekle” gibi talimatları çocuklar için bir anlam ifade etmez. Çünkü çocuklar bir dakikalık süreyi karşılaştırabilecekleri duyusal deneyimlere sahip olmayabilir ve çocuk verilen talimattan memnun olma veya olmama durumuna göre kendince değerlendirme yapabilir (Leushina 1991).

Bu amaçla zamanı öğretirken bir eylemin süre olarak zamanını izleme çocuğa dakikanın uzunluğu hakkında fikir verebilir. Çocuk musluktan akan suyun küçük bir kabı ne kadar sürede doldurduğunu veya bir dakika süre tutarak bu sürede arkadaşının kaç bloğu üst üste koyabildiğini, buzun ne kadar sürede eridiğini gözleyebilir ve bununla ilgili tahmin oyunları oynayabilir. Öğretmen bir dakikalık süre tutarak çocuklardan bu zaman diliminde nefesini tutma, yürüme, yuvarlanma, koşma gibi çeşitli hareketler yapmasını isteyebilir ve bu şekilde çocuklara bir dakikalık zaman diliminin büyüklüğünü kavratabilir. Daha sonra bu zamanın uzun bir zaman mı? yoksa kısa bir zaman mı? aldığını çocuklarla tartışabilir (Burton 1985, Nair ve Pool 1991).

Dil zaman bilgisini geliştirmede önemli bir rol oynar. Çocukların yıl, ay, hafta, gün, saat, dakika, saniye gibi zaman aralıklarını öğrenmeleri çeşitli zaman bölümlerini birbirinden ayırmalarına ve genelleme yapmalarına yardım eder. Ancak 6-7 yaşındaki çocukların çoğu bile haftanın günlerini ve ayları sırasıyla doğru saysalar bile bu sayma ritmik sayma gibidir ve zaman ilişkisi kuramazlar. Bu şekilde haftanın günlerini veya ayları doğru olarak saymaları çocukların bu zaman kavramlarını kazandıkları anlamına gelmemektedir (Leushina 1991).

Bazı çocuklar öğleden önce ve sonra ile haftanın bazı günlerini ayırt edebilir(özellikle hafta başı ve hafta sonunu), ancak hafta ortasındaki günlerde zorluk çekebilirler. Fakat bu zaman dilimlerini yaşadıkları olaylarla bağdaştırırlarsa daha kolay öğrenebilirler. Örneğin; Sabah kavramını  çocuk “uyanmak, kahvaltı yapmak ve okula gitmekle”, akşam kavramını “ havanın kararması”, gece kavramını “ uyumak”, yarın kavramını “ bir gece uyuyup uyanmakla” anlayabilir. Kısaca çocuk, zaman kavramını anlamaya başladığında bazı olaylar ile günün belirli zamanları arasında bağlantılar kurabilir. Öğretmen bu amaçla çocukların sabah, öğlen, akşam yaptıkları olaylar hakkında konuşmalarını isteyebilir. Günün bu saatlerinde özellikle  “sabah, öğlen ve akşam” kelimelerinin geçtiği cümleler kurabilir.

-Bu sabah güne şarkı söyleyerek başlamaya ne dersiniz?

-Acaba bu öğlen yemekte ne var?

-Dün akşam neler yaptın? gibi

 (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991, Burton 1985).

Okulöncesi  yıllarda çocuklar yelkovan ve akrebin hareketlerini yorumlayamazlar ve bir dakika ve bir saatin ortalama ne kadar süre aldığını kavrayamazlar. Bu nedenle bir saat veya bir dakika gibi terimleri bilmelerine rağmen yanlış kullanabilirler. Çocuğa bir saatlik zaman dilimini anlatırken akrep ve yelkovanın hareketlerini göstererek anlatmalıdır. Çocuklara yelkovanın bir tur dönmesinin bir saatlik bir zaman dilimi olduğu belirtilmeli ve saat üzerinde gösterilerek pratikler yapılmalıdır (Leushina 1991, Troutman ve Linchtenberg 1991).

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

parmak kuklalar

1/4/2009 · Kategori: _ocuklarda dil gelisimi


bunlarda benim tavşan ve tilki  parmak kuklalarım

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

120 bin anaokulu öğrencisi eğitmensiz kaldı

30/3/2009 · Kategori: Okul oncesi bolumu ogretmenligi

120 bin anaokulu öğrencisi eğitmensiz kaldı

Danıştay, kız meslek lisesi mezunu usta öğreticilere anaokullarında bağımsız sınıf verilemeyeceğine hükmetti. Danıştay’ın 8 yıllık uygulamayı kaldırması üzerine halen 6 bine yakın kız meslek lisesi mezunu mağdur oldu. Yaklaşık 120 bin anaokulu öğrencisi, öğretmensiz kaldı.

Anaokullarındaki 36 bin dersliğin 6 bininde sınıfa girecek kimse kalmayınca Milli Eğitim Bakanlığı ne yapacağını şaşırdı. Mahkeme kararı önceki gün tebliğ edilirken, bakanlık soruna en kısa zamanda bir mevzuat değişikliği ile çözüm bulmaya hazırlanıyor.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun okul öncesinin geliştirilmesi amacıyla 2000 yılında başlattığı proje ile açıköğretim fakültesinin okulöncesi bölümü öğrencileri ile kız meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümü mezunlarından usta öğreticiler anaokullarında istihdam ediliyordu. Okulöncesinde öğretmen kaynağının yetersiz olması ve okulöncesi öğretmenliğine atamalarda verilen kontenjanın yetersiz olması nedeniyle her yıl 17 bin civarında usta öğretici, anaokullarında görevlendiriliyordu. 6 bine yakını kız meslek lisesi mezunu, kalanı önlisans ve lisans mezunu halen 17 bin usta öğretici, okulöncesinde görev yapıyor. Her bir usta öğreticiye ise bağımsız bir sınıf veriliyor. Eğitim Sen’in ‘öğretmenin görevinin usta öğreticiler tarafından yapılamayacağı’ gerekçesiyle açtığı dava hem küçük öğrencileri hem de eğiticileri mağdur etti. Davayı 16 Şubat 2009′da karara bağlayan Danıştay 2. Dairesi, mevcut uygulamanın kanuna aykırı olduğuna hükmetti. Oyçokluğu ile alınan kararda, “Usta öğreticilere bağımsız sınıf verilmesiyle bu kişilere öğretmenlik görevi yaptırılacağı açıktır. Öğretmen olmayan kişilere öğretmenlik görev ve sorumluluğu verilemeyeceği gibi, öğretmen olarak görevlendirilme koşullarını taşımayan kişilerin bağımsız sınıflarda öğretmenlik görevi yapması yasal olarak mümkün değildir.” denildi. Danıştay ayrıca, usta öğreticilerin ‘öğretmen görev ve sorumluluğu içinde bağımsız sınıf verilerek değil, ancak bir öğretmen yanında ve onun gözetiminde sınıflarda görevlendirileceğini’ de belirtti.

Okulöncesinde 805 bin öğrenciye, 25 bini kadrolu 41 bin öğretmen ve usta öğretici hizmet veriyor. Usta öğreticilere tam gün ve görev yaptıkları yere göre 600 ile 900 lira arasında ücret ödeniyor. Yüzde 11 seviyesindeki okullaşma oranını 5 yılda yüzde 33′e çıkaran bakanlık, önümüzdeki yıl 30 ilde okulöncesi eğitimi zorunlu kılmayı planlıyor.

Üniversite mezunları, usta öğreticilik istemiyor

Yeterli sayıda lisans ve önlisans mezunu başvurmadığı için kız meslek lisesi mezunlarının usta öğretici yapıldığını vurgulayan bakanlık yetkilileri, “Lisans mezunları usta öğreticilik yapmak istemiyor. Çocukları eğitimsiz bırakmayalım diye kız meslek lisesi mezunlarını alıyorduk. Ayrıca usta öğreticinin yanında çalışabileceği öğretmen olsa zaten usta öğreticiye gerek kalmaz.” diyerek karara tepki gösteriyor. Üniversitelerin okul öncesi eğitim alanında yüksek lisans, lisans ve önlisans mezunları doğrudan, açıköğretim fakültesinde öğrenim görenler ile kız meslek liselerinin çocuk gelişimi ve eğitimi bölümü mezunları ise il milli eğitim müdürlüklerine başvurup 60 saatlik mesleki eğitime tabi tutulduktan sonra başarılı olmaları halinde okullarda usta öğretici olarak görevlendiriliyor.

İbrahim Asalıoğlu-ZAMAN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Artık lise mezunları usta öğreticilik yapamayacak !!!

30/3/2009 · Kategori: Okul oncesi bolumu ogretmenligi

Artık lise mezunları usta öğreticilik yapamayacak.İşte ayrıntılar...

Okul öncesi öğretmenliği alanında öğretmen ihtiyacı onbinlere dayanmışken bu alandan mezun olan onbinlerce öğretmen adayı da işsizlikle boğuşmaktadır. usta öğreticilere öğretmen görevi, yetki ve sorumluluğu ile bağımsız sınıf verilmesini öngören 17.7.2008 gün ve 1983 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğünün genel yazısının ve bu dayanağı olan Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin “Usta Öğretici” başlıklı 25/2 maddesindeki “öğretmen görev ve sorumluğu içinde” ibaresinin iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle Danıştay"a dava açtığını daha önceki açıklamalarımızda duyurmuştuk. Bu dava da Danıştay 2.Dairesi 16.2.2009 gün ve E: 2009/377 sayılı kararıyla anılan yazının 7.maddesinde yer alan “öğretmen görev, yetki ve sorumluluğu çerçevesinde bağımsız sınıf verilecek şekilde planlama yapılması” ibaresinin ve anılan Yönetmeliğin 25.maddesinin 2.fıkrasındaki “öğretmen görev ve sorumluğu içinde” ibaresinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Bu karar okul öncesi öğretmeni açığının usta öğreticilerle karşılanmasının önüne geçecek ve bu alan mezunu öğretmen adaylarının öğretmen olarak atanmanın önünü açacaktır. Bu karardan sonra usta öğreticilere öğretmen olmaksızın bağımsız bir sınıfın verilmesi olanaklı değildir. Aksi bir davranış, yargı kararını tanımamak anlamına gelecektir

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

SANAT ETKİNLİKLERİ

23/3/2009 · Kategori: Sanat etkinlikleri






GRUP ÇALIŞMASI OLARAK UYGULANABİLECEK ARTIK MATERYAL  SANAT ETKİNLİKLERİ.  BİRAZ KÖTÜ BİR FOTOĞRAF ÇEKİMİ OLDU AMA ETKİNLİKLERİ   YAPARKEN HEPİMİZ ÇOK EĞLENDİK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

OYUN HAMURUNDAN SANAT ETKİNLİKLERİ

12/3/2009 · Kategori: Sanat etkinlikleri





Bunlar sınıfımızdan yeni çıktı. Kuruyunca cilaları atılacak , cilasız oldukları için renkleri soluk çıktı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Zorunlu okul öncesi eğitim için pilot iller

12/3/2009 · Kategori: Okul oncesi _ocuk

Zorunlu okul öncesi eğitim için pilot iller

Milli Eğitim Bakanlığı’nın zorunlu okul öncesi eğitime başlama kararının ardından pilot iller belirlendi.

Karar doğrultusunda Amasya, Artvin, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gümüşhane, Kırıklareli, Kütahya, Muğla, Nevşehir, Rize, Sakarya, Sinop, Tunceli, Uşak, Yozgat, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Ardahan, Yalova, Kilis, Konya, Hatay, Ağrı ve Van illerinde 5 yaşını bitiren çocuklar 9 yıllık eğitime başlayacak.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

sanat etkinliği[ TAC]

9/3/2009 · Kategori: Sanat etkinlikleri


http://www.teteamodeler.com/vip2/nouveaux/creativite3/fiche664.asp   verdiğim linkte  bu etkinliğin nasıl yapıldığı ayrıntılı olarak anlatılıyor

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Çocuklarda Gelişim

9/3/2009 · Kategori: Gelisim ozellikleri

ÖĞRENEN OLARAK ÇOCUKLAR

Bir öğretmen olarak öğretme eylemi çoğumuzda bildik duygulara neden olur. Öğrencilerimizin bir insan ve bir öğrenci olarak sahip oldukları belki de tek ortak özellik benzersiz olmalarıdır.

Çocuklar farklı boy, şekil, renk, cinsiyet ve kişiliklere sahip olarak karşımıza çıkarlar.

Hepsinin farklı tercihleri, ilgi alanları, öğrenme türleri, yetenek düzeyleri, gelişim evreleri, özgeçmişleri, güçlü ve zayıf yanları vardır.

Kabul etmeliyiz ki..” Tüm öğrenciler doğal bir öğrenme kapasitesine sahiptirler.”

Hepsinin sınıf içinde kendini güvende hissetmeye ve başarıyı tatmaya gereksinimleri vardır.

Yine hepsinin kendini, değerli hissetmeye, sevilmeye ve kabul edilmeye gereksinimleri vardır.

O halde biz öğretmenler;

Öğrencilerin hepsinin benzersiz olduğunu ve okula öğrenme kapasitesine sahip olarak geldiklerine inanmalı ve hepsinin öğrenebileceği yaklaşımından yola çıkmalıyız.

Planlarımızı;

Öğrencilerimizin gereksinimleri ve düzeylerine göre yapmalıyız.

YAŞ VE GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Çocuklar için en uygun eğitimi planlamak ve sunmak için;

Öncelikle onların gelişim evrelerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Her öğrencinin kişiliği ve gelişimi özgün olmakla birlikte, aynı yaşlarda gösterdikleri benzer özellikler vardır.

Colombia Üniversitesinde Çocuk ve ergen psikoloğu Clarice Kestenbaum 5-10 yaş arasındaki dönemi iki evreye ayırmaktadır.

Bunlar 5-7 yaş ve 7-10 yaş evreleridir.

BEŞ-YEDİ YAŞ EVRESİNDE ÇOCUKLARIN GÖSTERMİŞ OLDUKLARI ORTAK ÖZELLİKLER

  • Dikkatleri kendilerine yöneliktir ve bu duygularını öğretmenlerine ve arkadaşlarına yayabilirler.
  • Grup içinde çalışma ve oynamaya hazırdırlar, paylaşmayı bilirler, oturup öğretmeni dinleyebilirler.
  • Konsantre olabilirler, ne zaman ve nasıl sessiz olunması gerektiğini bilirler.
  • Kendileri ile barışıktırlar.
  • Hayali oyunlar oynayabilirler, mizah yüklü bir düşünce yapısına sahiptirler .
  • Yanlış ve doğru duygusu gelişmeye başlamıştır.
  • Başkaları hakkında keskin yargılar geliştirebilirler .
  • Cinsel kimliklerinin farkındadırlar.
  • Ben merkezcidirler ve sıkça kendilerini başkalarının yerine koymayı beceremezler.

BU EVREDEKİ UYARI İŞARETLERİ

•Basma kalıp ya da tekrara dayalı oyunlar ya da sadece kendi başına oynama.

•Kayıtsız kalma ve duygusuz davranışlar.

•Sınıf içinde sorunlar çıkararak kendini ifade etme.

EN ÖNEMLİ GELİŞİMSEL DEĞİŞİMLERİ

Öğretmenin bulunduğu ortamlarda öğretmene gereksinim duymaksızın çalışabilme becerisidir.

DR. Kestanbaum 5-7 yaş evresini , çocukların dünyayı heyecan verici bir yer olarak algıladıkları “Harika Yıllar” şeklinde tanımlamaktadır.

Bu evrede çocuklar inanılmaz bir büyüme ve gelişme göstermektedirler.

7-10 YAŞ EVRESİNDE ÇOCUKLARIN SAHİP OLDUKLARI ÖZELLİKLER

  • Sezgisel düşünmenin yerini mantıksal düşünmeye bıraktığı’ nedensellik dönemi’ başlar.
  • Bilişsel düşünmenin büyük bir bölümü bu dönemde başlar.
  • Bu evrede çocuklar örgün eğitim için hazırdırlar.
  • Motor becerilerinde kaydedilir bir gelişme gösterirler.
  • Dinleme becerilerinde kaydedilir bir gelişme gözlenir.
  • Uzlaşma ve işbirliği içindedirler.
  • Bu özelliklerinden dolayı yakın arkadaşlıklar kurabilme becerileri geliştirirler.
  • Oyunlarda yenilgiyi kabul edebilirler ve yenilgiden dolayı yıkılmazlar.
  • Kuralları kabullenirler ve harfiyen uygularlar.
  • Karne, not ya da öğretmenin övgüsü gibi somut ödüllere cevap verirler
  • Korkuları kabullenmezler.

BU EVREDEKİ UYARI İŞARETLERİ

Yaş gruplarından kendini soyutlama ya da mahrum bırakma.

İyi yapamama korkusu, sürekli olarak ödül ve övgülere gereksinim duyma

Her zaman birinci olma kazanma gereksinimi

KARMA YAŞ GRUPLARI

Okullar öğrencileri kronolojik yaşlarını temel alarak gruplandırırlar.

Fakat eğitimciler, çocukların farklı derecelerde gelişim göstermesi nedeniyle öğrencilerin kronolojik yaşlara göre değil, gelişim düzeylerine göre gruplandırılmaları gerektiğini savunmaktadırlar.

Bu konu ile ilgilenen bir çok uzman, çocuklar arasındaki doğal çeşitliliği sağlamak açısından karma yaş gruplandırılmasının en etkili yol olduğuna inanmaktadırlar.

Karma yaş gruplarında, ileri düzeydeki küçük çocuklar daha büyük ama daha yavaş çocuklar ile gruplandırılabilir. Ya da büyük çocuklar, küçük çocuklara rehberlik etmeleri için kullanılabilir.

Bu uygulama her iki tarafa da önemli ve yararlı yaşantıları kazandırabilir.

KARMA YAŞ GRUPLARININ SINIRLILIKLARI

Her gelişim düzeyi için farklı öğretim programı uygulama

Öğretmen öğrenci arasında zayıf iletişim

Büyük çocukların velilerinin direnci ile karşılaşma vb.

Karma yaş gruplarının olumlulukları

Karma yaş gruplu sınıflarda çocuklara olgunlaşmaları için yeterli zaman sunulmaktadır.

Karma yaş gruplandırılması ile doğal bir öğrenen grup yaratılmaktadır.

Sınıf giderek genişleyen bir aileye dönüşmektedir.

Hepimiz birbirimize öğretmekte ve birbirimizden öğrenmekteyiz

Öğrenciler kendi öğrenme düzeyleri ile gelişim göstermektedir.

Müfredat programı ve değerlendirme her öğrenci üzerinde bireysel olarak odaklanmaktadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

free counter
free counter